Haberler :
"İçerdeki Çocuklara" Anaokulu -- "Anneleri cezaevinde olduğu için, parmaklıklar arasında yaşamak ..."
Anaokulu Döneminde Konuşma Yeteneği -- "Ana kucağından ilk defa ayrılmak, yeni ve bilmediği bir ortama uyum ..."
Anne, Baba ve Çocuklar Akıllı Telefon ve Tablet Uygulamasında Buluşuyor -- "Android ve iOS işletim sistemli akıllı telefon ve tablet ..."
Anneler Gününün Tarihçesi -- "Anneler günü, bizleri dokuz ay karnında taşıyan ve belki de ölene ..."
Devletten Yeni Kürtaj Kararı! -- "Tür­ki­ye­’de ya­sak­la­nıp ..."
Dikkat! Bebeğiniz Beyin Felci Olmasın -- "Beyin felci; anne karnında, doğumda veya doğumdan sonraki erken ..."
Edebiyatla Yemek İç İçe -- "Bursa’nın yöresel lezzetlerini şık restoran konseptleri ile ..."
Eşten Organ Nakline İki Yıl Evlilik Şartı -- "Sağlık Bakanlığı, eşler arasında organ nakli için en az iki yıl ..."
Gezen Çocuk Festivali -- "İzmir Büyükşehir Belediyesi, Karşıyaka Belediyesinin katkıları ile ..."
Hasta Haklarınızı ve Sorumluluklarınızı Biliyor musunuz? -- "Hasta hakları, esas olarak insan hak ve değerlerinin sağlık ..."

Çocuk hakları, kanunen ve ahlaki olarak dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu, eğitim, sağlık, barınma, fiziksel, psikolojik veya cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının tanımlanmasında kullanılan evrensel bir kavramdır.

Çocuklar, toplumu şekillendiren “eğitsel, yasal ve politik” süreçlerden en az yetişkinler kadar etkilenmelerine karşın bu süreci yönlendirebilecek kontrol mekanizmasına sahip değillerdir. Bir toplumda çocuk haklarının kökleşmesi, beraberinde demokrasi kültürünün de gelişmesini getirmektedir. Çünkü çocuk, içinde bulunduğu şartlar ve yetişme ortamının bir yansıması olarak yetişkinlik dönemi geçirecektir. Bu bakımdan çocuk haklarının temel ilkeleri bağlamında yetiştirilen çocuklar, ileride de bu zihniyetle hareket edecekler ve dayanışma, hoşgörü, barış gibi, demokrasinin temel değerleri toplumda yer edinecektir.

Çocuk haklarının gelişme süreci, eski çocukluk algısındaki değişimlerin hukuki belgelere de yansımasıyla başlamıştır. İlk olarak 1779 yılında İsviçre’de çocuklara yönelik bir emirname ile çocuk haklarına ilişkin siyasi ve toplumsal bir düzenleme getirildiği görülmektedir.  Amerika’daki İngiliz göçmenlerin, kimsesiz çocuklar için kurdukları aşevleri ise çocukların korunmasına yönelik farkındalık oluşturmuştur.

Çocuk hakları çalışmalarının; çocuğun “sosyal mülk” şeklinde algılanmasının yerini, bir birey olarak değerlendirilmesi aldığında, çocuğa aslında doğasında var olan özerk kimlik kazandırma çabaları çerçevesinde doğduğunu söylemek mümkündür. Encipatio (kısıtlılıktan kurtulma) dönemi öncesinde çocuklar üzerinde devretme, terk etme, öldürme gibi haklar mevcutken, çocuğun mülkiyet hakkının bir parçası olarak kabulünden vazgeçilmesi ve çocuğun bir özne haline gelmesi süreci sonucunda çocuk hakları gelişmeye başlamıştır.

Çocuk hakları çalışmacıları çocuklara hem yasal hem de manevi haklar verilmesi gerekliliğini vurgulamışlardır. Bu çerçevede çocuk haklarını refah hakları, koruyucu haklar, yetişkin hakları ve ana babalara karşı haklar olmak üzere dört sınıfa ayırdıkları görülmektedir.

Refah hakları; sağlık, barınma, eğitim vb. ihtiyaçların karşılanmasını kapsamaktadır. Korumacı haklar ise çocukların ilgisizlik, ihmal, fiziksel veya duygusal şiddet ve olası diğer tehlikelerden korunmasını içermektedir. Ancak korumacı haklarda çocuğun yararının, yetişkinler tarafından algılanışına göre şekillendiği görülmektedir. Nitekim birçok yetişkin fiziksel-duygusal şiddet, cinsel istismar durumlarının çocuklarda yol açacağı hasar konusunda hemfikirdir ancak çocukların küçük yaşta çalışmalarının onlara önemli katkılarının olacağını düşünen yetişkinler olduğundan, çocukları korumaya yönelik tutumların farklılık arz edeceği söylenebilir. Yetişkin hakları, çocukların da yetişkinlerin sahip olduğu haklara sahip olması gerekliliğini savunan gruptur. Yetişkinlere tanınan hakların çocuklara da tanınmasıyla, çocukların bağımsızlıklarını ve özerkliklerini artırabilecekleri görüşünü ileri sürmektedir. Son sınıf olan ana babaya karşı haklar, çocukların ebeveynlerinin rızası olmaksızın kendileriyle ilgili konularda karar verebilmesini ifade eder. Yetişkin hakları gibi, ana babaya karşı haklar da çocukların özerkliğini artırma amacı taşımaktadır.

Çocuk haklarına yönelik görüşler, “refah odaklılık” ve “çocuğun kendi kararlarını alabilmesi” üzerinde yoğunlaşmaktadır. Çocuk refahını savunan görüş, daha korumacı bir yaklaşım öngörmekte ve eğitimin önemini ön plana çıkarmaktadır. Bunun için de anne-çocuk ilişkisine vurgu yapmakta, dolayısıyla kadın haklarıyla ilintili olarak çocuk refahının mümkün olabileceğini savunmaktadır. Çocuğun kendi kararlarını alabilmesini savunan görüş ise çocukların bir birey olarak kabul edilmesi ve kendi kararlarını vererek çocukların da özgür birer birey olduklarını hissetmeleri gerektiğini savunmaktadır. Çocuk refahı görüşünde sosyal devlet ilkesi çerçevesinde devlete önemli bir rol düşmektedir. Çocukların kendi kararlarını verebilmesi için ise ÇHS’nde de yer alan çocuk katılımının öneminin, öncelikle aile olmak üzere toplum tarafından benimsenmesine çalışılması gerekmektedir.

Uluslararası alanda çocuk haklarının gelişimine baktığımızda 1900’lerin başında yaygın olan çocuk fuhşu ve Sanayi Devrimiyle birlikte artan çocuk işçilik sorunları, çocukların korunmasına yönelik önlem alınması gerekliliğini görünür kılmıştır. I. Dünya Savaşı’ndan sonra, savaşın çocuklar üzerindeki yıkıcı sonuçlarından etkilenen İngiliz Englantyne Jebb’in “Çocukları Kurtarın” isimli kampanyası, çocuk hakları hareketlerinin başlamasında önem taşımaktadır. Kampanyanın akabinde 1920’de Milletlerarası Çocuk Güvenliği Birliği kurulmuştur. 1924 yılında kabul edilen Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi ise çocukların mağduriyetini gidermek üzere Milletler Cemiyeti tarafından kabul edilen, çocuk hakları alanında düzenlenmiş ilk belge niteliğindedir. Bildirge, çocukların korunması ve çocuk haklarının gelişmesi yönünde önemli bir adım olmakla birlikte etkili olamamıştır.

Türkiye'nin de katıldığı, 1936 ve 1938 yıllarında düzenlenmiş olan ve çocuk haklarının uluslararası alanda korunması bakımından öncü kabul edilebilecek Balkan Kongrelerinde, çocukların sağlık hizmetlerinden yararlanması, korunması ve çalışma yaşı konularına yer verilmiştir.

II. Dünya Savaşı sürecinde çocuk haklarının korunması takipsiz kalmış, çocuklar savaştan, büyük zararlar görmüşlerdir. Savaştan sonra söz konusu çocuk mağduriyetlerinin arttığı görülmüş ve savaşın zararlarını giderebilmek amacıyla 1959 yılında Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi ile çocukların korunması tekrar gündeme gelmiştir. Bildirge on temel ilkeden oluşmakta ve ayrımcılık yasağı, çocuklara kendilerini geliştirme fırsatı sunulması, çocuğa kimlik ve vatandaşlık verilmesi, çocukların sosyal güvencelerden yararlanmaları, özel gereksinimli çocuklara gereken ihtimamın gösterilmesi gibi genel prensipler içermektedir.

İki metnin de bağlayıcılığı olmamasına karşın, 1959 tarihli bildirge 1989 ÇHS’nin temelini oluşturması sebebiyle büyük önem taşımaktadır. 20 Kasım 1989 tarihli ÇHS birçok ülke tarafından kabul edilmiş ve sözleşmeyle birlikte dünya üzerindeki tüm çocuklar için asgari temel ilkeler belirlenmiştir.

1959 “Çocuk Hakları Bildirgesi’nde, çocuğun korunması ve beslenmesinin yanı sıra kendini gerçekleştirme haklarına da dikkat çekilmiştir. Buna ek olarak çocuğun biyolojik, sosyal ve psikolojik gereksinimlerinden de söz edilmektedir.” Çocukların bu hakları elde edebilmeleri için öncelikle devletler tarafından yasal düzenlemeye gidilmesi gerekir. Yasal düzenlemeler bir başlangıç noktası niteliği taşımakla birlikte elbette tek başına yeterli değildir. Yasal olarak tanınmış ancak uygulanmayan haklar işlevsizdir. Bu nedenle toplumsal dönüşüm ve önyargıların önüne geçilmesi de önem taşımaktadır.

Çocuk haklarının korunması ve geliştirilmesi için üç grup öne çıkmaktadır; birey, toplum, aile. Bu nedenle çocuk haklarının öncelikle bu gruplar tarafından benimsenmesi gerekmektedir. Sosyal devlet ilkesi çerçevesinde çocuğun üstün yararı amacıyla devlet, çocuğun sadece toplum içerisindeki konumunu belirlemekle kalmayıp aynı zamanda çocuğun kendini gerçekleştirmesi yönünde imkan sağlayan olmalıdır.

1961 yılında Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan Avrupa Sosyal Şartı’nda çocuk haklarına ilişkin düzenlemelere önemli ölçüde yer verilmiştir. Şart’ın “çocukların korunma hakkı” başlığı altında, çocuk ve gençlerin her türlü tehlikeden korunma hakkı, asgari çalışma yaşı ve zorunlu eğitim çağındaki çocukların çalıştırılmaması, çocukların bedensel ve manevi tehlikelere karşı özel olarak korunması ile ilgili maddeler yer almaktadır. Ayrıca çocukların ve gençlerin gelişimlerini destekleyecek bir çevrede yaşama hakkına, çocukların bakım, öğretim ve eğitim gibi gereksinimlerini karşılayacak kurumların oluşturulmasına, aile desteğinden yoksun kalan çocukların devlet tarafından özel olarak korunmasına, okula devamın özendirilmesinin önemine yer verilmiştir. 1979 yılı BM tarafından dünya çocuk yılı ilan edilmiştir.

1996’da ÇHS’nin daha etkin olabilmesi için Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi imzaya açılmıştır. Bu sözleşmede çocuk haklarının bizzat çocuklar veya şahıslar-kurumlar aracılığıyla kullanımı kolaylaştırılmıştır.

Çocuk haklarının uygulanması sürecinde iki problem karşımıza çıkmaktadır. Öncelikle çocuk hakları kapsamında tüm çocuklar eşit kabul edilmekle birlikte, toplumsal süreçte sınıf ve statü farklılığı nedeniyle bu eşitlik söz konusu olmamakta, çocuklar eğitim, sağlık, barınma, beslenme ve birçok konuda eşitsiz bir konumda kalmaktadır. Bir diğer problem ise çocuklar arasında fırsat eşitliği sağlama girişimlerinin onlar için onur kırıcı olabilmesi ve yatılı okul, yetiştirme yurdu gibi çocuğu desteklemeye ve korumaya yönelik uygulamaların, çocuğun aile ortamından uzaklaşmasına yol açabilmesidir.

ÇHS çerçeve niteliğinde bir sözleşme olup beraberinde yine çocuk haklarını iyileştirmek adına başka sözleşme ve protokollerin de onaylanması gerekmektedir. Uluslararası Evlat Edinme İş Birliği ve Çocukların Korunması Sözleşmesi (Lahey Uluslararası Özel Hukuk Konferansı), Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönlerine İlişkin Sözleşme (Lahey Uluslararası Özel Hukuk Konferansı), Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (Avrupa Konseyi) bu sözleşmelerden bazılarıdır.

11 Mayıs 2011 tarihinde imzaya açılan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) de çocukların ev içi şiddete karşı korunmasına ilişkin düzenlemeler içermesi sebebiyle çocuk hakları bakımından önem taşımaktadır. Söz konusu sözleşmeler taraf devletler için asgari standartları belirlemektedir. Devletlerin daha kapsamlı yasal düzenlemelerine engel teşkil etmemekte, aksine uygulamada ve iç hukuka uyarlamada devletlere imkan tanıyarak hem asgari şartların yerine getirilmesi gözetilmekte hem de toplumsal, kültürel yapı çerçevesinde çocuk haklarının korunması ve geliştirilmesi teşvik edilmektedir.

bigdata kurtarma

Template Settings
Select color sample for all parameters
Red Green Olive Sienna Teal Dark_blue
Background Color
Text Color
Select menu
Google Font
Body Font-size
Body Font-family
Direction
Scroll to top