Haberler :
"İçerdeki Çocuklara" Anaokulu -- "Anneleri cezaevinde olduğu için, parmaklıklar arasında yaşamak ..."
Anaokulu Döneminde Konuşma Yeteneği -- "Ana kucağından ilk defa ayrılmak, yeni ve bilmediği bir ortama uyum ..."
Anne, Baba ve Çocuklar Akıllı Telefon ve Tablet Uygulamasında Buluşuyor -- "Android ve iOS işletim sistemli akıllı telefon ve tablet ..."
Anneler Gününün Tarihçesi -- "Anneler günü, bizleri dokuz ay karnında taşıyan ve belki de ölene ..."
Devletten Yeni Kürtaj Kararı! -- "Tür­ki­ye­’de ya­sak­la­nıp ..."
Dikkat! Bebeğiniz Beyin Felci Olmasın -- "Beyin felci; anne karnında, doğumda veya doğumdan sonraki erken ..."
Eşten Organ Nakline İki Yıl Evlilik Şartı -- "Sağlık Bakanlığı, eşler arasında organ nakli için en az iki yıl ..."
Hasta Haklarınızı ve Sorumluluklarınızı Biliyor musunuz? -- "Hasta hakları, esas olarak insan hak ve değerlerinin sağlık ..."
Okula Başlamadan Okuma Öğrenmeli mi? -- "Okullarda her yıl daha da artan rekabet, sınavlar erken yaşta okumaya ..."
Türkiye'nin İlk Kadın Kariyer Sitesi -- "Ev ekonomisine katkıda bulunmak ve kendi ayakları üzerinde durmak ..."
Metabolik Sendrom

İnsanoğlu son 100-150 yıl içerisinde, bilim, sanat ve teknoloji alanlarında inanılmaz bir gelişme gösterdi ve insanlık için imkânsız ve hayal denilebilecek gelişmelere imza atıldı.

Atomu parçalayarak enerji üretildi, okyanuslar ve uzay keşfedilmeye başlandı, mobil telefon ve internet ile insanların iletişimi kolaylaştı, inanılmaz hızlarda çalışan ve en karmaşık denklemleri çözebilen bilgisayar sistemleri, hatta yapay zekâlar yaratıldı, geçmişte ölümcül seyreden birçok hastalığa çare bulundu, insanların yapamayacağı tehlikeli ve zor işleri yapabilen robotlar ve makineler tasarlandı.

Tabii bu gelişmelerin insanoğluna olan yararlarının yanı sıra zararları da oldu; çevre kirliliği, global ısınma, zehirli atıkların, manyetik ve elektriksel alanların yarattığı sağlık sorunları, stress ve tabii insanların yaşam tarzlarının giderek daha fazla değişmesi. Modern yaşama ayak uydurmak için insanların çalışma sürelerinin uzaması, alınan besinlerin sağlığa değil de daha çok göz zevki ve damak tadına hitap edecek şekilde giderek daha yapay ve sentetik hale gelmesi, "Fast Food" türevi yemek alışkanlıkları, günümüzde insanoğlunun sağlığını tehdit etmektedir.

Gelişmiş ülkelerde, özellikle yeme alışkanlıklarının değişmesi ve durağan, yani "sedanter" yaşam tarzına bağlı olarak obezite ve buna bağlı olarak kalp ve damar hastalıklarının artması kaygı verici bir hal almıştır. 1980'lerde, obezite, şeker hastalığı, lipit bozukluğu ve tansiyon yüksekliği gibi sağlık problemlerinin bir arada olduğu hastalarda kalp ve damar hastalıklarının belirgin bir şekilde daha sık görüldüğü anlaşılmıştır. Önceleri polimetabolik sendrom, sendrom x, insülin direnci sendromu ve ölümcül dörtlü gibi isimlerle anılan bu hastalıklar kümesi, günümüzde daha çok "Metabolik Sendrom" olarak adlandırılmaktadır.

Metabolik sendromun asıl bileşenleri olan şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve hiperlipidemiyi başlatan mekanizmalar, karın bölgesinde aşırı yağlanma anlamına gelen "abdominal obezite" ve halk arasında "gizli şeker" olarak adlandırılan insülin hormon direncidir, insan vücudundaki pankreas adlı organdan üretilip, kana salgılanan insülin, kandaki şekerin organ ve dokular tarafından kullanılabilmesi için gereken bir hormondur, insülin hormonu, kandaki şekerin dokulara geçmesini sağlar, böylece hem kan şekeri dengelenir, hem de doku ve organlar beslenebilir, insan vücudunda, karın boşluğundaki yağ miktarının aşırı artmasıyla yani abdominal obezite ile birlikte, artan yağ dokusundan salınan bazı biyokimyasal maddeler, doku ve organlarda insülinin bu etkisine karşı bir direnç gelişmesine neden olur, pankreastan salınan insülin hormonu, kandaki şekerin doku ve organlara alınması için yeterli gelmemeye başlar, bu nedenle kan şeker düzeyinin giderek yükselmesi, bu defa pankreastan daha fazla insülin salınmasına, yani pankreasın normalden daha fazla çalışmasına neden olur.

İnsülin hormonunun kan şeker düzeyini ayarlayabilmek için giderek artan miktarlarda üretilmesi ve salgılanması, zamanla pankreasta hasar yaratır, pankreas organın-daki giderek artan fonksiyon bozukluğu nedeniyle kan insülin düzeyleri azalmaya başlar ve bu durum zamanla kronik şeker hastalığına yol açar. Vücutta insülin miktarının giderek artması, böbreklerin çalışmasını bozar, su ve tuzun idrarla atılımı bozulur, ayrıca atardamarlarda spazm ortaya çıkar ki, sonuçta kan basıncı yükselir ve hipertansiyon ortaya çıkar. Karın yağlanmasının artması ile "Trigliserid" adı verilen kan yağları artar, "iyi/yararlı kolestrol" olarak bilinen HDL kolestrol miktarları azalır.

Kalp Damar hastalığı, kalbi besleyen koroner arterlerin içinde "aterom plaklarının" gelişmesiyle başlar. İlk başlarda yağ hücreleri damar duvarında birikir, bu birikim, iltihap hücrelerini buraya çeker, tekrarlayan biyokimyasal olaylar dizisi sonunda bu bölgede, iltihap hücreleri tarafından sin-dirilmeye çalışılan yağ dokusu ve üzerinde sert yara dokusundan bir kabuk olan aterosklerotik plaklar meydana gelir.

Bu plakların aniden çatlaması ve kan hücrelerinin bu çatlağa yapışarak damarı tıkaması sonucu kalp krizi meydana gelir. Eğer bu plaklar yavaş yavaş büyüyerek aylar yıllar içerisinde damarı yavaş yavaş tıkarsa, bu defa kronik kalp damar hastalığı gelişir ve kendini "Angina Pektoris", yani göğüs ağrısı ile hissettirir.

Daha önce de belirtildiği üzere, metabolik sendromlu hastalarda ateroskleroz ve kalp damar hastalığı gelişme ihtimali, normal bireylerden 3-4 kat daha fazladır.

Ateroskleroz, sadece kalp damarlarında ortaya çıkmamakta, beyin damarlarını tutarak felç ve inmelere, böbrek damarlarını tutarak kontrolsüz hipertansiyon ve böbrek yetersizliğine ve bacak-ayak atardamarlarını tutarak kronik gangrenlere ve uzuv kayıplarına da yol açabilmektedir. Metabolik sendrom, sadece kalp ve damar sistemini değil, tüm vücudu etkilemektedir; karaciğerde yağlanma ve siroz, kadınlarda doğurganlığın azalması, aşırı kıllanma gibi problemlerle kendini gösteren "polikistik över" hastalığının gelişmesi gibi, kalp damar sistemi dışında da zararları vardır. Ayrıca metabolik sendromun kanser oluşumunu tetiklediği yönünde kanıtlar vardır.

Toplumumuzda, son yapılan çalışmalara göre 20 yaş ve üzerindeki kişilerin % 34'ünde abdominal obesite görülmektedir, yaşın artmasıyla birlikte bu rakam % 45-50'lere kadar çıkmaktadır. Metabolik sendrom sıklığı erişkin populasyonda ortalama % 20 civarındadır, 60 yaş üstü grupta ise % 40'ın üzerindedir. Ülkemizdeki kalp-damar hastalarının % 53'ünde, aynı anda metabolik sendrom'un olması oldukça düşündürücüdür. Metabolik sendrom sıklığı, özellikle kadın hastalarda ortalama % 40 gibi yüksek değerlerde seyretmektedir.

Metabolik sendromu başlatan abdominal obesitenin nedeni sadece genetik faktörler değildir. Daha önce bahsedildiği üzere, teknolojinin gelişmesi ile birlikte, eskiden kas gücü gerektiren işlerin artık makinelerle yapılması, insanların çalışma hayatında eskiye oranla daha az fiziksel güç kullanması, "Fast Food" beslenme, kişinin günlük harcadığından daha fazla miktarda kalori alması gibi nedenler, insanlarda abdominal obesitenin gelişmesinde önemli rol oynamaktadır.

Günümüzde metabolik sendrom için oluşturulan tanı kriterleri şunlardır:

1. Abdominal Obezite: bel çevresinin erkeklerde 94 cm'den, kadınlarda 80 cm'den geniş olması,

2. Açlık kan şekerinin 110 mg/dl'den yüksek olması,

3. Kan basıncının 13/8.5'dan yüksek olması,

4. Kan trigliserid seviyesinin 150 mg/dl'den yüksek; HDL kolestrolün erkeklerde 40 mg/dl; adınlarda 50 mg/dl'den küçük olmasıdır. Bu kriterlerden en az 3 tanesinin bir arada olduğu durumlarda metabolik sendrom tanısı konulmaktadır.

Metabolik sendromun tedavisi, doğal olarak metabolik sendromu başlatan Abdominal Obezite'nin ortadan kaldırılmasıdır, düzenli bir diyet programı, fiziksel egzersiz ile kilo verilmesi ve en önemlisi kişinin bu verdiği kiloları almayacak şekilde bir yaşam tarzı değişikliğini benimsemesidir.

Sonuç olarak; modern hayatın getirdiği bir problem olan obesite ve bununla ilişkili sağlık sorunlarından korunmak sandığımızdan daha kolaydır. Dengeli ve sağlıklı beslenme, fast food türevi yeme alışkanlıklarının değiştirilmesi, sentetik ve tatlandırıcı içeren besinlerden uzak durulması, sigara varsa kesilmesi, düzenli egzersiz, insülin direnci veya şeker hastalığının ilaçla tedavisi, hipertansiyonun ilaçla tedavisi ve tabii lipit dengesizliğinin diyet ve gerekirse ilaçlarla düzene sokulması, metabolik sendromun ve vücudumuza vereceği potansiyel zararların büyük ölçüde ortadan kaldırılmasını sağlayabilir.

loading...
loading...

Çocuklar İçin

Çocuklarda Fazla Kiloya Dikkat

Obezite vücutta artmış yağ kitlesini ifade eder.

+ Devamı

Kardeşler Neden Anlaşamıyor?

Evinizin neşe kaynağı çocuğunuzu bir kardeş vermek

+ Devamı

Çocuklarla Empati Odaklı İletişim Kurma

Ebeveynler çocukların dünyasında en önemli

+ Devamı

Küçük Çocuklarda Anneden Ayrılma

Anneleri tuvalete girdiğinde bile kapının önünde durup

+ Devamı

Hafta Hafta Gebelik

loading...

Bebek İsimleri ve Anlamları

A B C Ç D E F
G H I İ J K L
M N O Ö P R S
Ş T U V V Y Z

mobil veri kurtarma

anne olmaya hazirmisiniz 1

loading...

ünlülerin güzellik sırları

tüp bebek uygulamaları

En meşhur diyetler

Template Settings
Select color sample for all parameters
Red Green Olive Sienna Teal Dark_blue
Background Color
Text Color
Select menu
Google Font
Body Font-size
Body Font-family
Direction
Scroll to top