Haberler :
"İçerdeki Çocuklara" Anaokulu -- "Anneleri cezaevinde olduğu için, parmaklıklar arasında yaşamak ..."
Anaokulu Döneminde Konuşma Yeteneği -- "Ana kucağından ilk defa ayrılmak, yeni ve bilmediği bir ortama uyum ..."
Anne, Baba ve Çocuklar Akıllı Telefon ve Tablet Uygulamasında Buluşuyor -- "Android ve iOS işletim sistemli akıllı telefon ve tablet ..."
Anneler Gününün Tarihçesi -- "Anneler günü, bizleri dokuz ay karnında taşıyan ve belki de ölene ..."
Devletten Yeni Kürtaj Kararı! -- "Tür­ki­ye­’de ya­sak­la­nıp ..."
Dikkat! Bebeğiniz Beyin Felci Olmasın -- "Beyin felci; anne karnında, doğumda veya doğumdan sonraki erken ..."
Eşten Organ Nakline İki Yıl Evlilik Şartı -- "Sağlık Bakanlığı, eşler arasında organ nakli için en az iki yıl ..."
Hasta Haklarınızı ve Sorumluluklarınızı Biliyor musunuz? -- "Hasta hakları, esas olarak insan hak ve değerlerinin sağlık ..."
Okula Başlamadan Okuma Öğrenmeli mi? -- "Okullarda her yıl daha da artan rekabet, sınavlar erken yaşta okumaya ..."
Türkiye'nin İlk Kadın Kariyer Sitesi -- "Ev ekonomisine katkıda bulunmak ve kendi ayakları üzerinde durmak ..."
Alerji Nedir?

Vücudun temas ettiği yabancı maddelere karşı bağışıklık sisteminin gösterdiği aşırı tepki sonucunda çeşitli alerjik hastalıklar ortaya çıkar. Doğada sıklıkla karşılaştığımız polenler, tüy, çim, toz gibi yabancı mad­deler alerjiye yol açabileceği gibi çeşitli ilaçlar, kimyasal maddeler ve gıda maddeleri de alerjiye sebep olabilir.

Saydığımız bu maddeler birçok kişide hiçbir alerjik tepkiye yol açmazken bazı kişilerde alerjik hastalıkla­ra sebep olur. Halk arasında saman nezlesi olarak bilinen alerjik rinit (nez­le), astım, ilaç ve gıda alerjileri en sık görülen alerjik hastalıklardır. Bun­lar arasında en iyi bilineni astımdır. ABD'de 15 milyon kişinin bu hastalık­tan etkilendiği bildirilmiştir. Alerjik nezle ilk olarak 19. yüzyılda nadir gö­rülen bir hastalık olarak tanımlanmıştır. Ancak günümüzde saman nezle­si toplumun % 10-20'sinde görülmekte ve sadece ABD'de 35 milyon in­sanı etkilemektedir.

Alerjik hastalıklar, kişinin hayat kalitesini düşürmekle kalmayıp hayatı tehdit eden durumlara da yol açabilir. Anaflaksi denilen ve vücudun yabancı maddeye karşı gösterdiği ani şiddetli alerjik tepkime ölümle bile sonuçlanabilmektedir. Bağışıklık sisteminin ve alerjinin mo­leküler mekanizmalarının aydınlatılması, alerjik hastalıkların tedavisinde önemli ilerlemelere yol açmıştır.

Toplumda sık görülen alerjik nezleye veya diğer adıyla saman nezle­sine yol açan en önemli etken bahar aylarında havada uçuşan polenler­dir. Hava yoluyla vücuda giren polenler veya toz parçacıkları, vücutta ya­bancı madde olarak algılanır. Alerjik nezle sadece mevsime bağlı değildir, toza, hayvan tüyüne, halıdaki yüne veya başka kimyasal maddelere karşı tepki olarak da ortaya çıkabilir. Antijen denilen ve vücudun yabancı ola­rak algıladığı parçacıkların alerjiyi başlatması için bağışıklık sistemine su­nulması yani vücudun algılayabileceği şekle dönüştürülmesi gerekir.

Histamin alerjik nezlenin en sık görülen belirtileri olan burun kaşıntı­sı ve burun tıkanıklığına yol açar. Mast hücrelerinden salgılanan prostaglandin ve lökotrienler de burun tıkanıklığına yol açan diğer moleküller­dir. Kolinerjik sinir uçlarının uyarılması, burun hücrelerinin salgısını artırır ve burun akıntısını başlatır. Yapılan çalışmalarda, alerjik nezlesi olan kişi­lerin burun sıvılarında yüksek miktarda, P maddesi olarak anılan bir mole­kül tespit edilmiştir. P maddesi, burundaki kılcal damarların geçirgenliği­ni artırarak nezleyi tetiklemektedir. Eozinofil hücrelerinin burunda biriki­mine bağlı olarak da bu hücrelerde hasar ve dökülme olur. Bütün bu tep­kimelerin sonucunda burun tıkanıklığı, hapşırık ve burun akıntısıyla ken­dini gösteren alerjik nezle ortaya çıkar. Polen ve toz gibi yabancı madde­lerin buruna girmesinden sonraki 15-30 dakika içinde alerjik tepki baş­lar. Alerjik tepki 6-12 saat içerisinde doruk noktaya çıkar ve şikâyetler ar­tar.

Yabancı maddeyle temas halinde kalındığı sürece bu şikâyetler de­vam eder. Havada bol miktarda polenin uçuştuğu bahar aylarında dışarıya çok fazla çıkmamak, kapı ve pencereleri kapalı tutmak, tozlu ortam­lardan kaçınmak, kuş tüyü yastık yerine pamuklu yastık kullanmak, bitki ve hayvan tüylerinden uzak durmak alerjik nezleden korunmak için alına­cak önlemler arasındadır.

Astım hastalığının oluşumundaki temel etken, toz ve tüy gibi çevresel kökenli yabancı maddelerin, yabancı (antijen) olarak algılandıktan sonra, T hücrelerini harekete geçirmesidir. Uyarılan T hücrelerinden salgılanan interlökinler bağışıklık sisteminin diğer hücreleri olan B hücrelerini, eozinofilleri, nötrofilleri harekete geçirir. Bunların sonucunda, alerjik nezlede olduğu gibi, IgE antikorları salgılanarak mast hücrelerine bağlanır. IgE an­tikorları mast hücrelerine bağlandığında histamin, proteaz, prostaglan-din D2 ve lökotrienler salgılanır. Mast hücrelerinden salgılanan bu mole­küller hava yollarındaki kasların ani kasılmasına, buna bağlı olarak da ha­va yollarının tıkanmasına yol açar. Astım ataklarında akciğerlere hücum eden eozinofil hücreleri, salgıladıkları maddelerle hava yollarının kasıl­masına katkıda bulunurken, hücrelere de hasar verir. Yapılan araştırmalar astım hastalığının şiddetiyle, akciğerlerdeki eozinofil hücrelerinin miktarı arasında bağlantı olduğunu göstermiştir. Alerji sırasında akciğerlere gelen öldürücü hücreler (NK cells yani doğal öldürücü hücreler) çeşitli maddeler (örneğin sitokin) salgılar ve hava yolları aşırı hassas hale gelir.

Rinovirüs veya RSV gibi virüslere bağlı üst solunum yolu enfeksiyon­ları, astım ataklarını tetikleyebilir. Hava kirliliği, aşırı toz ve vücuttaki ya­rarlı bakterilerin azalması da hastalığı tetikleyen diğer unsurlardır. Has­talığın tedavisindeki temel hedef, astıma yol açan çevresel etkenin tespit edilip ortadan kaldırılmasıdır. Bazen evdeki bir halının değiştirilmesi ve­ya tozların düzenli alınması dahi astım ataklarını azaltabilir. Astım atakla­rı sırasında, hava yollarını açıcı (bronkodilatör) ilaçların kullanılması gere­kir. Nefes yoluyla alınan bu tür ilaçları, her astım hastasının yanında bu­lundurması zorunludur.

İlaç Alerjisi

İlaç alerjisi sık görülen bir durumdur ve bazen ölümle dahi neticelenebilir. İlaçların molekül ağırlıkları, tek başla­rına alerjik tepkime başlatamayacak kadar küçüktür. Aler­jiyi başlatabilmek için ilaçların önce proteinlere bağlan­ması gerekir. Protein-ilaç kompleksi, antijen sunucu hüc­reler tarafınca alınarak bağışıklık sisteminin diğer hücrele­rine götürülür. Bağışıklık sisteminin temel yapı taşlarından olan T-hücreleri çoğalarak çeşitli moleküller üretmeye baş­lar. Bu moleküller, B-hücreleri ve diğer T-hücrelerini hareke­te geçirir. En şiddetli ilaç alerjisine sebep olan mekanizma, Tip 1 denilen alerjik tepkimedir. IgE antikorlarına bağlanan ilaç molekülleri mast hücrelerini alarm durumuna geçirir­ler. Histamin, lökotrien, prostalandin ve sitokinler damarları genişletir (vazodilatasyon), sıvılara karşı geçirgenliği artıra­rak ödem oluşturur, hava yollarındaki kasların kasılarak da­ralmasına (bronkokonstriksiyon) yol açar. Bağışıklık siste­minin, anaflaksi denilen abartılı tepkisine bağlı olarak kan basıncında ani düşüş, şok ve ölüm dahi görülebilir. Bu tür tepkilere yol açan ilaçların başında penisilin ve sefalospo-rin grubu antibiyotiklerle, genel anestezi sırasında kullanı­lan bazı ilaçlar gelir. İlaçlara karşı alerji, IgE dışında farklı me­kanizmalarla da gelişebilir.

Daha nadir görülen Tip 2 alerjik tepkimeler IgG antikor­ları aracılığıyla olur. İlaçlar IgG antikorlarıyla birleşince, kır­mızı ve beyaz kan hücrelerini harekete geçirerek alerjik tep­kimeleri başlatır. Bu şekilde alerjiye yol açan ilaçlardan biri olan ve Parkinson hastalığında kullanılan metildopa, kırmı­zı kan hücrelerini parçalayarak kansızlığa (anemi) yol açar. Ağrı kesici ve ateş düşürücü olan aminopirin beyaz kan hücrelerinin, kanı sulandırmaya yarayan heparin de trom-bositlerin parçalanmasına sebep olur.

İlaç alerjisine yol açan bir diğer mekanizma da ilaç­ların antikorlarla bağlanmasıyla oluşan "antijen-antikor" ikilisidir. Tip 3 denilen bu alerjik tepkimede, ilaç ve anti­korların oluşturduğu immün kompleks denilen molekül­ler, damarlara veya organlara yapışır. Daha sonra, antijen-antikor ikilisinin üzerine komplemen denilen bir madde bağlanır. Böylece antijen-antikor- komplemen kompleksi oluşur. Bu kompleks, bölgeye makrofajların ve diğer be­yaz hücrelerin gelmesini sağlayarak burada doku hasarı­nı başlatır. Beta laktam yapısındaki antibiyotikler, tetrasik-lin yapısında bir antibiyotik olan minosiklin ve kalp ritmi­ni düzenleyen kinidin bu tür bir mekanizmayla alerji oluş­turur. İlaç alerjisine nadiren yol açan bir mekanizma da T-hücrelerinin geliştirdiği hafızaya bağlı olan Tip 4 alerjik tepkimedir. Karşılaştıkları ilaçları yabancı madde (antijen) olarak algılayan ve yapılarını hafızalarına atan bu hücre­ler, daha sonra aynı ilaçla karşılaştıklarında derhal savaş başlatırlar. Hafızaları güçlenen T-hücreleri, benzer yapıda­ki ilaçlara karşı da tepki gösterebilir. Bu nedenle, daha ön­ce hiç kullanmadığımız bir ilacı ilk aldığımızda dahi aler­jik tepki gelişebilir.

Gıda Alerjisi

Gıda alerjileri, bağışıklık sisteminin bazı gıdalara karşı oluşturduğu olumsuz bir tepki sonucunda gelişir. Bazı kişi­ler belirli gıdaları yediklerinde buna karşı özel IgE antikorla­rı oluşturur. Normal koşullarda miktarı çok az olan ve bizi pa­razitlere karşı koruyan bu antikorların düzeyi alerjik kişilerde aşırı derecede yüksektir. IgE antikorları, mast hücrelerinden ve bazofillerden histamin ve benzeri moleküllerin salgılan­masına yol açarak alerjik belirtileri başlatır. Gıda alerjisinde çoğunlukla sindirim sistemine veya cilde ait belirtiler görü­lür. Deride döküntü, kaşıntı, kızarıklık, karın ağrısı, kusma, is­hal, öksürük, hapşırma, nezle ve burunda kaşınma gıda alerjisi belirtileri arasındadır. Nefes tıkanıklığı ve kan basıncında düşmeye yol açan ve anaflaksi denilen bir şok tablosu dahi ortaya çıkabilir.

ABD'de tüm nüfusun yaklaşık % 4'ünde gıda alerjisi oldu­ğu tahmin edilmektedir. Gıda alerjenlerinin neredeyse tama­mı protein yapısındaki maddelere karşı olur. Çocuklarda en fazla alerjiye yol açan gıdalar inek sütü, yumurta, fındık, fıs­tık, çikolata, soya fasulyesi ve buğdaydır. Erişkinlerdeyse karides, ıstakoz, yengeç, balık, yumurta ve fıstık en sık alerji ya­pan gıdalardır. İnek sütündeki kazein, laktoglobulin, laktalbumin, yumurtadaki ovalbumin, ovomucoid, fıstıktaki vici-in, conglutin ve glycinin, balıktaki parvalbumin ve diğer de­niz ürünlerindeki tropomyosin adlı maddeler gıda alerjisine yol açar. Bu tür gıdalara alerjisi olan kişilerin, ömür boyu bu gıdaları veya onları içeren diğer ürünleri yememesi gerekir.

Doç. Dr. Ferda Şenel

loading...
loading...

Çocuklar İçin

Çocuklarda Fazla Kiloya Dikkat

Obezite vücutta artmış yağ kitlesini ifade eder.

+ Devamı

Kardeşler Neden Anlaşamıyor?

Evinizin neşe kaynağı çocuğunuzu bir kardeş vermek

+ Devamı

Çocuklarla Empati Odaklı İletişim Kurma

Ebeveynler çocukların dünyasında en önemli

+ Devamı

Küçük Çocuklarda Anneden Ayrılma

Anneleri tuvalete girdiğinde bile kapının önünde durup

+ Devamı

Hafta Hafta Gebelik

loading...

Bebek İsimleri ve Anlamları

A B C Ç D E F
G H I İ J K L
M N O Ö P R S
Ş T U V V Y Z

mobil veri kurtarma

anne olmaya hazirmisiniz 1

loading...

ünlülerin güzellik sırları

tüp bebek uygulamaları

En meşhur diyetler

Template Settings
Select color sample for all parameters
Red Green Olive Sienna Teal Dark_blue
Background Color
Text Color
Select menu
Google Font
Body Font-size
Body Font-family
Direction
Scroll to top