Haberler :
"İçerdeki Çocuklara" Anaokulu -- "Anneleri cezaevinde olduğu için, parmaklıklar arasında yaşamak ..."
Anaokulu Döneminde Konuşma Yeteneği -- "Ana kucağından ilk defa ayrılmak, yeni ve bilmediği bir ortama uyum ..."
Anne, Baba ve Çocuklar Akıllı Telefon ve Tablet Uygulamasında Buluşuyor -- "Android ve iOS işletim sistemli akıllı telefon ve tablet ..."
Anneler Gününün Tarihçesi -- "Anneler günü, bizleri dokuz ay karnında taşıyan ve belki de ölene ..."
Devletten Yeni Kürtaj Kararı! -- "Tür­ki­ye­’de ya­sak­la­nıp ..."
Dikkat! Bebeğiniz Beyin Felci Olmasın -- "Beyin felci; anne karnında, doğumda veya doğumdan sonraki erken ..."
Eşten Organ Nakline İki Yıl Evlilik Şartı -- "Sağlık Bakanlığı, eşler arasında organ nakli için en az iki yıl ..."
Hasta Haklarınızı ve Sorumluluklarınızı Biliyor musunuz? -- "Hasta hakları, esas olarak insan hak ve değerlerinin sağlık ..."
Okula Başlamadan Okuma Öğrenmeli mi? -- "Okullarda her yıl daha da artan rekabet, sınavlar erken yaşta okumaya ..."
Türkiye'nin İlk Kadın Kariyer Sitesi -- "Ev ekonomisine katkıda bulunmak ve kendi ayakları üzerinde durmak ..."

Bebeklik diye adlandırılan 0-12 aylık döneminde bir çocuğun en önemli psikolojik ihtiyacı, fizyolojik gereksinimlerinin düzenli bir şekilde karşılanması ve güvenilir bir dünyada olduğunu hissetmesidir.

Doğumdan itibaren bebeğinizin beslenmesi, altının değiştirilmesi, gazının çıkarılması, uyku eğitimi verilmesi ve iletişim istediği zamanlarda oyun oynanması gibi temel bakım ihtiyaçlarının düzenli bir şekilde karşılanması durumunda, bebeğiniz ilk yılın sonunda güven duygusu bakımından belli bir noktaya gelir.

Ancak, yürümeye yeni başlayan 1-3 yaş arası çocuklara bu güven duygusu tek başına yeterli gelmez. Bu yaş grubu çocukların psikolojik ihtiyaçları daha karmaşıktır. Artık güven duygusu ile birlikte bağımsızlaşmak ve yeterlilik duygusu yaşamak da önemli bir gereksinim haline gelmiştir.

1-3 yaş grubunda çocuklar, güçlü bir benlik algısına ve kendini ortaya koyma isteğine sahiptir. Her şeyi kendi istedikleri gibi yapmak, hep kendi dürtüleri doğrultusunda hareket etmek isterler. Buna rağmen kendi kendine ve bağımsız olmak, diğer bir önemli ihtiyaç olan güven duygusunu sürdürmeye her zaman yetmez. Yani her ne kadar bağımsız olmaya çalışsalar da aslında ebeveynin ilgi, takip ve korumasını yanlarında hissetmeden dengeli olamazlar.

İşte bu bağımsız olmayı isteme ama aynı zamanda da güvende hissetmek için ebeveyne bağımlı olma durumu, 1-3 yaş dönemindeki zorlamanın en temel sebebidir. Bu ikili istekler, hem çocuğun iç dünyasında hem de ebeveyn-çocuk ilişkisinde sürekli çatışma halindedir.

Ortaya çıkan çatışma ortamının işbirliği ile giderilmeye çalışılması gerekmektedir. Çocukla işbirliği kurmak derken, ebeveynin ilk yıldaki gibi pasif bir biçimde çocuğun ihtiyaçlarını koşulsuz gidermesi kastedilmemektir. Kastedilen işbirliği, ilk yıldaki gibi yoğun ilgi ve sevginizi sürdürmeniz ama bir yandan da çocuğunuza onu takip ettiğinizi, koruduğunuzu ve yanlış bir şey yaparsa durduracağınızı hissettiren bir tavır içinde eğitim vermeniz, yani disiplin de uygulamaya başlaman izdir.

1-3 yaş çocuklarının ve ebeveynlerinin günlük yaşamda en çok zorlandıkları durumlar;

Fiziksel Becerilerin Yetersizliği

Yürümeye yeni başlayan çocuklar bitip tükenmek bilmeyen, yoğun bir fiziksel enerji içindedirler. Sürekli hareket halinde olmak ve bebeklik döneminde ulaşamadıkları yerleri keşfetmek isterler.

Küçük bir bebek, hareket etmek için ebeveynin kendisini taşımasına mahkûmdur. En fazla emekleyerek ilerleyebilir. Ama yürümeyi öğrenmiş bir çocuk uzaktaki ev eşyalarım, diğer odada olup bitenleri, hatta pencereden gözüken dünyayı kendi kendine inceleyebilme kapasitesine artık sahiptir. Bir çocuğun yürümeyi öğrenmesinin yetişkin dünyasındaki mecazi karşılığı herhalde uçmayı öğrenmemiz olurdu.

Düşünün ki uçmayı öğrenmişsiniz, başka bir araca ihtiyaç duymadan, kendi kendinize uçarak istediğiniz her yere kolayca ulaşabiliyorsunuz. Herhalde bu beceriyi ilk keşfettiğinizde sonsuz bir özgürlük hissi duyardınız ve hiç sıkılmadan hep uçmayı denerdiniz. İşte yürümeyi yeni öğrenen bir çocuk da aynı bu duygu içerisindedir. Bir hedefe yönelik olsun ya da olmasın, sürekli hareket halinde olmak, yürümek ister. Ama hepimiz biliriz ki çocuklar yürümeyi yeni öğrendiklerinde aslında oldukça dengesizdirler.

Genelde yalpalayarak yürürler ve sıklıkla yere düşerler. İşte bu düşmelerin yarattığı hayal kırıklığı ve engelleme duygusu çok can sıkıcıdır. O yüzden yürümeyi yeni öğrenen çocuklar aslında yürüme becerisindeki eksiklikleri dolayısıyla oldukça gergindirler. Biraz daha büyümüş ve yürüme konusundaki dengeyi oturtmuş olan 1,5-3 yaş arası çocukların ise fiziksel beceri eksiklikleri dengede durmakla ilgili değil, daha çok el-göz koordinasyonu gibi ince motor becerilerle ilgilidir. Bu gruptaki çocuklar yürüyerek istedikleri her yere ulaşırlar ama örneğin, koltuğun kenarına sıkışmış olan oyuncaklarını el ve gözlerini becerikli şekilde koordine edip de yakalayamazlar.

Özetle, 1-3 yaş döneminin hangi aşamasında olursa olsun, çocuğunuzun istekleri ve fiziksel becerileri arasında bir uyumsuzluk söz konusudur. İstediği şeyleri elde etmeye fiziksel olarak yetemiyor olmak da bildiğimiz gibi çok büyük bir sıkıntıdır.

Dil Becerilerinin Yetersizliği

1-3 yaş arası çocukların diğer bir büyük sıkıntısı da dil becerilerinin yetersizliğidir. Aslında bu dönemde çocuklar neye ihtiyaç duyduklarını, ne hissettiklerini ya da ilgi çekici buldukları şeyleri size anlatma konusunda oldukça güçlü bir motivasyona sahiptirler. Tek sorun, kelimelerle kendini ifade etme, yani konuşma becerisinin oldukça yavaş ilerlemesidir. Süt ya da su gibi basit kelimeleri söylemek bile küçücük kasların çalıştırılmasına ve bu kaslar çalışırken karmaşık sıralamaların yapılmasına bağlıdır.

Bir çocuğun kelimeleri söyleyebilme aşamasına gelmesi; dil, dudaklar, ses telleri gibi, konuşurken gerekli tüm organlarını kusursuz şekilde hareket ettirebiliyor olması demektir. Oysa ki çoğu çocuk için bu organların kontrolünü kazanmak oldukça uzun sürer.

Diğer yandan, yürümeye yeni başlayan çocuklar genelde yetişkinlerin tahmin ettiğinden çok daha farklı şeyleri düşünür, sorgular, anlamaya çalışır ve ifade etmek isterler. Çoğu ebeveyn bu yaş döneminde çocuğun algısının aslında ne kadar açık olduğunu ve ne kadar çok şeyi anladığını fark eder. Yine de gözden kaçan, fark edilemeyen ya da yanlış tahmin edilen o kadar çok istekleri olur ki... 1-3 yaş arası çocuklar işte bu iletişim problemi yüzünden de oldukça gergindirler.

Bu yaş döneminde ebeveynin çocuğun ne anlattığını anlamaya çalışmak için çaba göstermesi, çocuğun gerginliğini azaltmak açısından önemlidir. Ama çocuğunuzun ne istediğini ya da ne düşündüğünü anlamak çok kolay bir iş değildir. Bunu başarmak için hem oldukça duyarlı hem de fazlasıyla yaratıcı olmanız gerekmektedir.

En duyarlı ebeveynin bile bu dönemde çocuğun anlatmaya çalıştıklarının en fazla yarısını anlayabildiği tahmin edilmektedir. Çoğu ebeveyn 1-3 yaş arasında çocuğu için "Bizimki el kol hareketleriyle istediği şeyleri o kadar güzel anlatıyor ki!" türünden ifadeler kullanır. Aslında kendini anlatma konusunda bu derece yoğun bir motivasyon ve çaba, bireysel olarak o çocuğun özelinde değil, bu yaş grubundaki tüm çocuklarda görülen bir durumdur. Algısı artmış ama ifade edici dil becerisi henüz o kadar gelişmemiş olan tüm çocuklar bir yolunu bulup kendilerini anlatmaya çalışırlar.

Bu durumda yapılması gereken, çocuğunuzun beden dilini ve seslerini elinizden geldiğince anlamaya çalışmanızdır. Eliyle raflardaki objeleri gösteren çocuğunuza, "Bunu mu istiyorsun, yoksa bunu mu? Çerçeveyi mi? Bardağı mı?" gibi cevaplar vererek hem anlama çabanızı göstermeniz hem de dil girdisi sağlayarak nesnelerin isimlerini öğrenmesini teşvik etmeniz çok faydalı olacaktır. Bazen ise çocuğunuzun anlatmaya çalıştıklarına hiç anlam veremiyor olabilirsiniz. Hangi objeyi gösterdiği, çıkardığı seslerle hangi kelimeyi kastettiği hiç anlaşılmıyor olabilir. Böyle bir durumdaysa, sadece yüzünüz ve beden dilinizle çocuğunuzun dediklerini anlıyormuşçasına onaylama ifadeleri yapmanız bile iletişiminize katkıda bulunur. Yani elinizden çekiştirerek heyecan içinde anlamsız sesler çıkaran çocuğunuza, ne dediğinden emin olmasanız bile, "Evet, çok heyecanlısın. Anlıyorum. Sen şimdi odana gitmek istiyorsun galiba. Hadi gidelim," şeklinde ifadeler kullanabilirsiniz.

Bu yaş grubunda aslında çocuklar genelde ne istedikleri konusunda net değillerdir. İlgileri çabuk dağılır, istekleri çabuk değişir. Sizin bu oynak zeminde toparlayıcı ve odaklayıcı bir rol oynamanız çocuğunuzun işini kolaylaştırır. Çocuğunuz adına isteklerini siz anlamlandırmış ve yönlendirmiş olursunuz. 1-3 yaş döneminde çocuklar bu tarz bir ebeveyn yönlendirmesi içinde kendilerini daha güvende hissedebilirler.

Yine de tüm çabanıza rağmen, bu türden basit empati çabalarıyla çocukların anlaşılma ihtiyacını bütünüyle cevaplıyor olmayız. Daha önce de belirtildiği gibi, en duyarlı ebeveyn bile 1 -3 yaş arasında çocuğunun anlatmaya çalıştığı şeylerin büyük bir kısmını gözden kaçırır. Bu bakımdan, çocuğunuzun ne derece dil sıkıntısı yaşadığı değerlendirilmelidir. Çocuğunuzun dil seviyesini bildiğinizde, onun için en ideal ebeveynlik yaklaşımını belirlemek çok daha kolay olur.

Özellikle 1,5-2 yaştan sonra çocukların dil becerisiyle ilgili testler uygulayabiliyor ve dillerinin ne seviyede olduğu ölçümlenebilir. Ebeveyn olarak çocuğunuzun dil gelişimi seviyesini bilmeniz hem çocuğunuzun gelişiminin yolunda gidip gitmediğinden emin olmanız hem de 1-3 yaş dönemine özgü çatışmaları çözmeniz için çok faydalı olur. Tüm ebeveynlere çocuklarının dil becerisi seviyesini mutlaka ölçtürmelerini tavsiye ediyoruz. Dil becerilerindeki olası gerilik durumları erken dönemde müdahale edilmezse hem genel gelişim hem de çocuğun kişilik oluşumu bakımından ciddi olumsuz sonuçlar doğurabilir.

Sinir Sisteminin Yavaş Gelişimi

Bebeğiniz doğduğunda nörolojik olarak gelişimini tamamlamış olmaktan çok uzaktır. Yaşamın ilk yıllarında sinir sistemi hızlı bir şekilde gelişmeye devam eder. Örneğin, vücudumuzdaki sindirim ve dolaşım gibi diğer sistemler doğumdan sonra gelişimlerini sürdürseler de sinir sitemine göre çok daha erken bir zamanda olgunluk seviyesine ulaşırlar.

Sinir sisteminin vücudumuzdaki diğer sistemlerle karşılaştırıldığında görece yavaş gelişimi, bir ölçüde çevresel etkenlere daha açık olmasından kaynaklanır. Yani biyolojik olgunlaşmayla birlikte, yaşanan tecrübeler de sinir sisteminin gelişimini büyük oranda belirlemektedir.

Yaşamın ilk yıllarında sinir sisteminin olgunlaşmamış olması dolayısıyla çocuklarda beynin duygulardan sorumlu olan amigdala denen bölümü daha etkindir. Bu bir anlamda beynin ilkel yanının davranışları daha çok etkiliyor olması demektir. Oysa yetişkinlerde yaşanan tecrübeler ve öğrenme deneyimleri sayesinde beynin mantıklı yanı diyebileceğimiz korteks daha aktiftir. Bu sinir bilimsel karmaşık konuyu basit bir dille toparlamak gerekirse, "Yetişkinlerde duygular mantık süzgecinden geçer ve sonra davranışa dönüşür ama küçük çocuklarda duygular hiçbir filtrelemeden geçmeden bütün bedene ve en nihayetinde davranışlara hakim olur," şeklinde ifade edebiliriz.

Beyinde amigdalanın daha etkin olması, çocukların duyguları bizlere göre çok daha yüksek bir seviyede yaşaması anlamına gelir. En azından duyguları ölçümleyebildiğimiz kadarıyla...

Örneğin, 1-3 yaş arası çocuklar günlük durumlarda heyecan, kızgınlık ya da sevinç gibi duygulan tetiklendiğinde kalbi hızlı şekilde atacak, vücudundan terler boşalacak ya da duygu olumsuzsa gözlerinden yaşlar fışkıracak şekilde güçlü fizyolojik tepkiler verebilirler. Oysaki bir yetişkinin böyle güçlü fizyolojik tepkiler göstermesine sebep olacak yoğunlukta duygular yaşaması çok daha zordur. Çünkü yetişkinlerde duygular korteksin, yani beynin düşünen bölümünün filtrelemesinden geçer ve ondan sonra vücuda sinyaller gönderir.

Yine de bazı yetişkinlerin, duyguları diğerlerine göre daha yoğun yaşadığı düşünülmektedir.

Örneğin sanatçıların özellikle bazı duygulan çocuklarla benzerlik gösterecek şekilde, oldukça yoğun ya da daha güçlü yaşadığı iddia edilir. Yetişkin olarak düşündüğümüzde, duyguları yoğun yaşayan bir yapıya sahip olmanın doğa tarafından verilmiş bir ödül mü yoksa bir "ceza" mı olduğu sorusunun cevabı hepimiz için farklı olabilir. Ama çocuklar için düşündüğümüzde cevap daha net gözükmektedir.

Sonuç olarak;

Çocuğunuz bebeklikten çıkıp iki ayağı üzerinde durmayı öğrendiği andan itibaren sizin için bambaşka bir ebeveynlik macerası başlar. Eğer bu büyük değişime hazırlıksızsanız çocuğunuzun güçlenen benlik algısı, her şeyi kendi kendine yapma isteği, duygusal yoğunluğu ve inatlaşmaları karşısında fazlasıyla bocalayabilirsiniz.

loading...
loading...

Çocuklar İçin

Çocuklarda Fazla Kiloya Dikkat

Obezite vücutta artmış yağ kitlesini ifade eder.

+ Devamı

Kardeşler Neden Anlaşamıyor?

Evinizin neşe kaynağı çocuğunuzu bir kardeş vermek

+ Devamı

Çocuklarla Empati Odaklı İletişim Kurma

Ebeveynler çocukların dünyasında en önemli

+ Devamı

Küçük Çocuklarda Anneden Ayrılma

Anneleri tuvalete girdiğinde bile kapının önünde durup

+ Devamı

Hafta Hafta Gebelik

loading...

Bebek İsimleri ve Anlamları

A B C Ç D E F
G H I İ J K L
M N O Ö P R S
Ş T U V V Y Z

mobil veri kurtarma

anne olmaya hazirmisiniz 1

loading...

ünlülerin güzellik sırları

tüp bebek uygulamaları

En meşhur diyetler

Template Settings
Select color sample for all parameters
Red Green Olive Sienna Teal Dark_blue
Background Color
Text Color
Select menu
Google Font
Body Font-size
Body Font-family
Direction
Scroll to top