Haberler :
"İçerdeki Çocuklara" Anaokulu -- "Anneleri cezaevinde olduğu için, parmaklıklar arasında yaşamak ..."
Anaokulu Döneminde Konuşma Yeteneği -- "Ana kucağından ilk defa ayrılmak, yeni ve bilmediği bir ortama uyum ..."
Anne, Baba ve Çocuklar Akıllı Telefon ve Tablet Uygulamasında Buluşuyor -- "Android ve iOS işletim sistemli akıllı telefon ve tablet ..."
Anneler Gününün Tarihçesi -- "Anneler günü, bizleri dokuz ay karnında taşıyan ve belki de ölene ..."
Devletten Yeni Kürtaj Kararı! -- "Tür­ki­ye­’de ya­sak­la­nıp ..."
Dikkat! Bebeğiniz Beyin Felci Olmasın -- "Beyin felci; anne karnında, doğumda veya doğumdan sonraki erken ..."
Eşten Organ Nakline İki Yıl Evlilik Şartı -- "Sağlık Bakanlığı, eşler arasında organ nakli için en az iki yıl ..."
Hasta Haklarınızı ve Sorumluluklarınızı Biliyor musunuz? -- "Hasta hakları, esas olarak insan hak ve değerlerinin sağlık ..."
Okula Başlamadan Okuma Öğrenmeli mi? -- "Okullarda her yıl daha da artan rekabet, sınavlar erken yaşta okumaya ..."
Türkiye'nin İlk Kadın Kariyer Sitesi -- "Ev ekonomisine katkıda bulunmak ve kendi ayakları üzerinde durmak ..."
Çocuklardaki Ruhsal Değişiklikler

Ergenlik dönemi çocukluktan çıkıp, yetişkinliğe adım atmak için gerekli bilgi, beceri ve tutumların kazanıldığı, kendine özgü özellikleri ve sorunları olan bir geçiş dönemidir. Ergenlik döneminde beden gelişiminin kişilik biçimlenmesi üzerinde önemli etkileri vardır.

Özellikle bu dönemde hormon faaliyetleri gencin davranışlarının yönünü etkilemese de, davranışlara eşlik eden duyguların derinliğini ve yoğunluğunu kesinlikle etkiler. Karamsarlık, nedenli nedensiz ağlamalar ve öfke-sevinç, neşe-hüzün gibi ikircikli duygular bu dönemin duygusal hareketliliğinin sonucudur.

Psikoanalitik kuramcıların birçoğuna göre ergenlik dönemi fırtına ve stres olarak kabul görür. Bunun bir nedeni birinci bireyselleşme sürecinde içselleştirilen anne baba figürünün dışa alınması yani ikinci bireyselleşme sürecinin yaşanmasıdır. Bu psikodinamik süreç önemli bir stres kaynağıdır. Ana babadan uzaklaşan, arkadaşlarına yönelen ergen bu toplumsal yaşantının gereklerini de öğrenir. Bu yoğun sıkıntılı süreçte savunma mekanizmalarından geriye dönüş ve yüceltme mekanizmaları sıklıkla izlenir. Pasaklılık, banyodan kaçma geriye dönüş mekanizmasının yansımalarıdır.

Siyaset ve felsefe gibi konulara yönelen yoğun ilgi, toplumun cinselliğe gösterdiği baskının bir göstergesidir. Cinselliğini bir şekilde bastırır ve bu duyguyu yüceltir. Cinselliğin bastırılması kızlarda daha çok kendini gösterir. Davranışlarını mevcut geleneksel normlarla sınırlandıran kız ergen özgürlüğünü yitirdiği inancıyla göğsünü saklama, kambursu yürüme ve erkeksi rolleri benimseme ile kadınsı görüntüsünü engellemeye çalışır. Genç yetişkinlikte ağrılı adet görme ve cinsel birleşmede zorlanma toplum baskısıyla cinselliğini bastıran ve duygusal olarak örselenen genç kızlığın yansımasıdır.

Fizyolojik değişmelere bağlı olarak ergen fazlasıyla kendine yöneliktir. İlgi odağı olduğuna inanmakta ve gerçekte var olmayan bu ilgiye göre davranmaktadır. Diğer bir deyişle, düşsel bir seyirci kitlesi yaratmakta ve bu duruma göre tepki vermektedir. Bu düşünce yapısı ergenlik döneminde ben merkezliliği oluşturur.

Ergen saplantılı bir şekilde çevresindekilerin kendisinin dış görünüş, davranış ve duyguları ile çok fazla ilgilendiklerini düşünmektedir. Kendini dış dünyadan çekme, kalabalık içinde huzursuzlanma, konuşurken yüzün kızarması ve terleme, insan gruplarının önünden geçerken yaşanan tedirginlik bu dönemin en yoğun duygusunun düşsel seyirciye tepki olan utanma duygusu olduğunu düşündürmektedir.

Ergenin kendisini ve özellikle de duygularını abartılı bir şekilde önemsemesi düşsel seyirci kitlesiyle var olan bir diğer özelliktir. Hissettiklerini yarattığı düşsel seyircilerin de ayın yoğunlukta hissettiğine inanan ergenin tepkileri genelde abartılıdır. Hiç kimse onun kadar sevmemiştir, hiç kimse onun kadar acı çekmiyordur, ona ait bu duygusal deneyimler ilk ve tektir. Bilişsel ve duygusal hareketlilik nedeniyle kendi deneyimleri ile diğerlerinin deneyimlerini ayırt etmede yetersiz kalan ergen çevresindekilerin özellikle de yetişkinlerin onu anlamadıklarını "Kimse neler hissettiğimi bilemez ve anlayamaz" şeklinde sıklıkla ifade eder. Bu nedenle de, çevresinden gelen tepkilere oldukça direnç gösterir ve duygularını nasıl anlayamadıklarını, niçin davranışlarının ve giyim tarzlarını beğenmediklerini anlamakta zorlanır.

Bu gerçek, ergenin inatçı, gürültücü, sakar davranışlarını ve abartılı giyim tarzını açıklar görünmektedir.

Ergenlik ben merkezliği karşı cinse yöneltilen davranışlarda da diğerine ilgi göstermek yerine ilgi çekmek şeklinde ortaya çıkar; saatlerce ayna karşısında kendini izleyen, özenle saçlarına jöle süren, defalarca kıyafet deneyen ergen büyük olasılıkla arkadaşlarının üzerinde bırakacağı etkiyi ve kendine yönelecek hayranlık dolu bakışları düşlemektedir. Kendi yarattığı düşsel seyirciyle abartılmış bir biriciklik duygusu yaşayan ergenin benlik bilinci artar ve kendini eleştirme ile kendini beğenme arasında gelir gider. Bu dönemdeki ikircikli duygular da bu sürecin bir sonucudur.

Ergenin inişli çıkışlı duygularını değerlendirebilmesi için sadece zamana ve daha fazla yaşantısal deneyime gereksinimi vardır.

Hızlı fiziksel büyümeyle birlikte kendini bir yetişkin olarak algılayan ergen, yetişkinlere verilen hak ve ayrıcalıkların tamamıyla kendisinde olmadığını fark eder. Çünkü ergen tam bir yetişkin değildir; ancak çocuk da değildir. Bu nedenle ergenler kendilerini arada kalmış bireyler olarak hissederler. Öte yandan, anne-babalar da bu dönemde bir bocalama içindedir. Bir yandan çocuklarının büyümesini isterler, diğer yandan çocuklarının çocukluk yıllarındaki gibi kendilerine bağımlı yaşadıkları duruma özlem duyarlar. Anne-babalar çocukları büyüyüp, bağımsız bir birey mi olsun, yoksa çocuk kalıp kendilerine mi bağımlı olsun çelişkisini yaşarlar.

Ergen dünyasındaki roller ve bunlara ilişkin beklentilerdeki belirsizlik anne-babaların ergene bazen bir çocuk, bazen de yetişkin gibi davranmalarıyla giderek artar. Ergen de çelişkili duygular yaşamaktadır. Büyüyüp yetişkinin sorumluluklarını mı alsın yoksa, çocuk kalıp çocukluğun güvenli, korunan sıcaklığı içinde mi yaşasın? İki ayrı dünya arasında bocalayan ergen, yoğun ve karmaşık duygular içinde kimi zaman uygun olmayan davranışlar da gösterebilir.

Ergenle iletişim kurmak genellikle zorlayıcıdır. Ergen, yaşamını çok hızlı ve çok yönlü bir biçimde etkileyen değişimlerle geçirirken, anne-baba da değişen çocuğunu anlamak için uğraşır. Bir ayağı çocuklukta diğer ayağı yetişkinlikte olan ergen için çatışmalar kaçınılmazdır. Bu değişmelere rol ve beklentilerin belirsizliği de eklenince, ergen benzer olaylara yalnız farklı tepkiler değil, tam anlamıyla karşıt duygusal tepkiler de verebilmektedir.

Anne-babalar ergen çocuklarını anlamak için çok enerji harcarlar. Eğer anne-baba ergenin ne demeğe çalıştığını anlamak yerine, onu doğru yola sokmaya çalışırsa, bu enerjinin büyük bölümü boşa gider. Büyük olasılıkla ergen anne-babanın onu anlamadığın, çünkü onların kendisini dinlemediğini düşünecektir. Anne-babanın ergeni kendi yaşadıkları deneyimler ve edindiği bilgiler sonucu yönlendirmesi gerekebilir. Bu durumda iletişim sadece anne-babadan ergene doğru, yani tek yönlü olursa ergen, kişiliğini ortaya koymanın tek yolunu anne-baba otoritesine karşı gelmekte bulur.

Ergen çeşitli duygularının etkisiyle enerjisinin çoğunu sözel olarak anne-baba otoritesinden kopmak ve onlara olan bağlılığını yadsımak için harcar. Çoğu anne-baba ergenle bu konuda sık sık tartışmalara girer ve sürdürür. İlişkinin sadece sözel yönü dikkate alındığında tartışmaya kızan ergen "sizden nefret ediyorum ve sizden hiçbir şey istemiyorum" diyerek tepkide bulunabilir. Bu durumda anne-baba, ergenin kendilerinden ilgi ve yardım istemediğini hatta bunu hak etmediğini bile düşünebilirler. Bu ise çatışmanın daha da pekişmesine ve tırmanmasına neden olur.

Anne-baba, kendilerinin yanlışını bulan, düzelten ya da ufak bir eleştiri karşısında öfkeyle karşılık veren ergenin bu tepkilerinin döneme özgü olduğunu anlayabilmelidirler. Zira, davranışlarına kendi de mantıklı açıklama yapmada yetersiz olan ergen, gerekli anlayışı ve desteği alamadığında içinde yaşadığı bunalımı öfke, memnuniyetsizlik, şiddet ve can sıkıntısı olarak yansıtacaktır. Dolayısıyla, "Beni anlamıyorsunuz", "Sizi sevmiyorum" "Yardıma gereksinmem yok" diyen ergenin aslında kendisini daha tam tanıyamadığını, kendisinden pek hoşlanmadığını anlamak, onun ifadelerinden rahatsız olmamak için yeterlidir. Ergenin söyledikleri her zaman söylemek istedikleri olmayabilir. Bunu anlamakta güçlük çeken anne-babalarla ergen arasındaki çalışmalar da kaçınılmaz olmaktadır.

Ergen yoğun ve karmaşık olan duygularını, kuşkularını ve geleceğe ilişkin hayallerini başkalarıyla paylaşmak gereksinimindedir. Ancak karşılıklı rol ve beklentilerdeki belirsizlik anne-babalar ve ergen arasında bir gerilim yaratır. Duyguların açık seçik olmamasından kaynaklanan iletişim kopuklukları ise bu gerilimi tırmandırır. Unutmamak gerekir ki bu gerilim, kaynağını daima ergenin içinde yaşadığı çevreden alır; anne-baba otoritesi, toplumsal değerlerin değişime uğraması, geleceğin daha az tahmin edilebilir olması gibi nedenler bunlardan bazılarıdır.

Bu gerilim ergeni duygu ve düşüncelerini paylaşabileceği, sorunlarını tartışabileceği, yetişkin değerlerinden bağımsız bir değerler sistemi edinebileceği akran grupları içinde yer almaya yöneltir. Anne-babalar ergenin, genellikle akran gruplarının değerlerine göre değil, kendi değerlerine göre davranmasını istemektedirler. Bu zorlamalar da ergenle anne-baba arasında çatışmalara neden olmaktadır.

Ancak, sağlıklı bir ergenlik dönemi ergenin, kendisini ailesinin yönlendirmesinden uzaklaştırıp, özerk bir kimlik geliştirebilmesiyle tamamlanır. Bu anne-babadan tümüyle kopma ve tam bağımsız olma anlamına gelmez. Tersine, bazen aileden bağımsız davranma, hem kendi görüşlerini sorumluluğunu almasına hem de anne-babasının görüşlerini kendi görüşleri gibi değerli bulmasına yardımcı olacaktır.

Ergenin arkadaş gruplarıyla ilişkisi arttıkça, anne-baba ile arasında ayrılıklar baş gösterebilir. Anne-baba bu dönemde aynı olmamakla birlikte benzer sorunları kendilerinin de yaşadıklarını, eğer duygularını paylaşırlarsa birbirlerini daha iyi anlayabileceklerini ergene ilettiğinde aralarındaki iletişimin olumlu yönde kurulduğunu fark edeceklerdir.

Bazı açılardan ergenlik kendini arama ve bulmaya çalışma, kısaca bireysel kimlik geliştirme sürecedir. Bulma süreci, pek çok değişik rollerin denenmesidir. Ergen kim ve ne olacağı hakkında düşünürken, kendini başkalarının gözüyle görmek ister. Ergen için akran grupları, kendi hakkında bilgi alabileceği oldukça önemli bir gruptur. Akran grubu toplumsal onay alma yeridir. Akran grupları bu açıdan ele alındığında, toplumun vermeyi reddettiği toplumsal kimlik edinme, duygu ve düşüncelerini yaşıtlarıyla paylaşma, ilgi ve değerlerini ailesinin ötesinde genişletme gibi konularda ergenin çatışmalı dünyasına belli bir düzen ve katkı getirdiği söylenebilir.

Akran grubunun ergen üzerindeki etkisi inişli çıkışlı bir grafik izler. Bu grafik ergenin kendisi hakkında ne hissettiğine bağlı olarak değişir. Akran gruplarına bağlılık derecesi, ergenin anne-baba ile olan ilişkisinin niteliğine bağlıdır. Anne-babası tarafından sevilen ye değer verilen ergen, akran grubunun onayına daha az gereksinim duyar.

Öte yandan, sevilmediğine, değer verilmediğine inanan ergen nerede olursa olsun aile dışındaki kişilerden onay ve benimsenme arayışına girecektir. Kimse tarafından istenmediğini, değer verilmediğini düşünen ergen, bir hiç olmaktansa her hangi bir grup tarafından kabul edilmiş olma isteğiyle bazı arayışlar içine girer. Bu arayış ergenin çetelere, uyuşturucu kullanan gruplara, dini ve ideolojik gruplara girmesine neden olabilir. Ergenlerin böylesi olumsuz seçimler yapmaması için aileye ve okula önemli sorumluluklar düşmektedir.

Ergen, anne-babasının ve yaşamındaki önemli insanların onun hakkında düşündüklerinden önemli ölçüde etkilenir. Bu noktada anne-babaların hem kendi duygularını açıkça ifade edebilmeleri hem de ergene duygularını açıklama fırsatı vermeleri, yani birbirleri hakkında neler hissettiklerini konuşmaları çok önemlidir. Duyguları ifade ederken, sadece sevgi değil, kızgınlık, korku, beğenmeme gibi duyguların da ortaya konması her iki tarafın birbirini anlamasını kolaylaştıracaktır. Ergenin başkalarına dayanma, başkalarından destek görme gereksinimiyle bağımsız davranma gereksinimi arasında bir iç çatışma kaçınılmazdır.

Ergen sahip olduklarından daha fazla özgürlük isterken ve özgürlükler için çabalarken, bunları elde ettiğinde nasıl kullanacağını bilememektedir. Kendi ayaklarının üstünde durabileceğini, kendi yaşamını yönetecek kadar büyüdüğünü her fırsatta dile getirirken, bunun gerektirdiği çabayı vermekten hoşlanmamakta hatta ürkmektedir. Boyun eğmeyle boyun eğmeme, söz dinleyerek onay görme ile kendi duygularını öne sürme, bir gruba ait olmanın verdiği rahatlık ile tek başına karar vermenin sağladığı doyum arasındaki çatışmalar ergeni yoğun bir karmaşanın içine sürüklemektedir.

Yaşanan karmaşanın göstergesi olarak, ergene ilişkin bazı davranış örnekleri verilebilir. Ergenler ikili duygulara sahiptirler; duygularında sevgi, nefret, acı, zevk, korku, öfke gibi dalgalanmaları izlemek olasıdır. Bu olumlu ve olumsuz uçlar çok kısa zaman aralıklarıyla değişebilir. Aşırı özgürlük isterler; bir yetişkinin sınırlarını koyduğu özgürlüğü anlamaları oldukça zordur. O istediğiyle arkadaşlık eder, istediği zaman ders çalışır, istediği zaman eve gelebilir. Özgürlük anlayışının sınırları yoktur.

Bağımlılığı reddederler; başkaları tarafından yöneltilmek onları boğabilir. Ancak ikili duyguları bu davranışta da görmek olasıdır. Ekonomik olarak bağımlılığı tercih ederlerken ne kadar para harcayacakları konusunda bağımsızlığı savunurlar. İsteklerini erteleme özelliğinden yoksundurlar. Örneğin okuldan istenen ve bir ay sonra gereken bir yardımcı kitabın hemen alınması konusunda anne-babayı zorlayabilirler; vakit ve nakit yokluğu açıklamaları onlara ulaşmaz. Kendilerine dönük yasallar.

Yalnız kalmayı tercih ederler, saatlerce odaya ve banyoya kapanıp bedensel değişimlerini inceleyebilirler. Kendilerine yeterince güven duymazlar. Örneğin postane, banka gibi resmi yerlere gönderilmek istendiklerinde çeşitli mazeretler yaratmalarının altında bu güvensizlik yatar, çünkü bu yerler yetişkin dünyasına aittir. Ancak bu güvensizlik kendilerini daha rahat hissettikleri sinemaya, atari salonuna ya da diskoya giderken yaşanmaz. İstekleri yapılmadığında isyan etmekten kaçınmazlar.

Duygularını yoğun yaşadıklarından bu durum normal kabul edilebilir. Kişiliklerine yöneltilen, onları küçük düşürecek sözlerin kullanılması, isteklerinin ertelenmesi o güne kadar sakin, ağırbaşlı olan ergenlerin saldırgan olmasına yol açabilir. Yoğun yaşanan duyguların denetim altına alınma yetisi tam olarak gelişmediğinden okulda ve evde hoş olmayan sorunlar yaşanabilir. Anne-babaların ve diğer yetişkinlerin bu konuda duyarlı olmaları gerekmektedir.

Anne-babaların, gencin içinde, birbirini bütünleyen ancak özlerinde birbirleriyle bağdaşmayan duygu akımlarının varlığını yadsımak yerine bunların ergenin duygusal gelişiminde gerekli olduğunu kabul etmeleri, her iki taraf için uzlaşmacı bir ilişkinin ilk adımlarının atılmasında önemlidir.

loading...
loading...

Çocuklar İçin

Çocuklarda Fazla Kiloya Dikkat

Obezite vücutta artmış yağ kitlesini ifade eder.

+ Devamı

Kardeşler Neden Anlaşamıyor?

Evinizin neşe kaynağı çocuğunuzu bir kardeş vermek

+ Devamı

Çocuklarla Empati Odaklı İletişim Kurma

Ebeveynler çocukların dünyasında en önemli

+ Devamı

Küçük Çocuklarda Anneden Ayrılma

Anneleri tuvalete girdiğinde bile kapının önünde durup

+ Devamı

Hafta Hafta Gebelik

loading...

Bebek İsimleri ve Anlamları

A B C Ç D E F
G H I İ J K L
M N O Ö P R S
Ş T U V V Y Z

mobil veri kurtarma

anne olmaya hazirmisiniz 1

loading...

ünlülerin güzellik sırları

tüp bebek uygulamaları

En meşhur diyetler

Template Settings
Select color sample for all parameters
Red Green Olive Sienna Teal Dark_blue
Background Color
Text Color
Select menu
Google Font
Body Font-size
Body Font-family
Direction
Scroll to top